Harakâni Vakfı Tarihçesi

Ebû’l-Hasan Harakānî’nin Kars’a Gelişi

Harakani Vakfı Tarihçesi

XI. yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu, siyasî ve askerî bakımdan büyük bir dönüşümün eşiğindeydi. Doğu Anadolu ve Güney Kafkasya hattında Selçuklu akınlarının yoğunlaştığı bu dönemde, askerî hareketliğin yanında âlimler, şeyhler ve gönüllüler de Anadolu’ya yönelmekteydi. Bu hareket, yalnızca toprakların fethi olarak değil; gönüllerin Hakk’ın nuruna açılması, güzel ahlâk ve iyiliğin yayılması, sevgi ve adaletin tesis edilmesi yönüyle manevî bir fütuhat olarak ele alınmaktadır.

Ebû’l-Hasan Harakānî de bu tarihî süreç içerisinde Anadolu’ya gelmiş ve faaliyetlerini medeniyetin doğudaki kapısı olarak nitelendirilen Kars’ta sürdürmüştür. Kars’ın Kafkasya ve Orta Asya ile Anadolu ve Batı arasında bir geçiş noktası olması, şehri bu manevî ve kültürel hareketin önemli merkezlerinden biri hâline getirmiştir.

Harakānî, hicrî 425 / miladî 1033 yılında Kars bölgesinde meydana gelen çatışmalar sırasında Yahniler Dağı civarında şehit olmuştur. Sem‘ânî’nin el-Ensâb adlı eserine dayanılarak vefat tarihi 425/1033 olarak kaydedilmektedir.

Harakānî Zâviyesinin İlk Vakıf Yapılanması

Arşiv belgeleri ve vakıf kayıtlarına göre Harakānî Zâviyesinin vakfiye temeli 1033 yılına dayandırılmaktadır. Zâviye, sonraki yüzyıllarda çeşitli dönemlerde yeniden ihya edilmiş ve vakfın hizmet alanı zaman içerisinde genişlemiştir.

XI. yüzyılın ortalarında Harakānî’nin halifelerinden Seyyid Halil Divânî, vakfın teşkilatlanmasında önemli bir görev üstlenmiştir. 1048-1049 yıllarında Pasinler bölgesinin Selçuklular tarafından fethedilmesini takip eden süreçte Harakānî Zâviyesini ihya eden Seyyid Halil Divânî; Kars, Ani ve Pasinler bölgesine kadar uzanan coğrafyada 29 köy satın almış, Yağanpaşa köyünde bir zâviye tesis etmiş ve söz konusu mülkleri vakfetmiştir.

Böylece Harakānî’nin Kars’ta bıraktığı manevî miras, yalnızca bir ziyaret veya irşad merkezi olarak değil; mülkleri ve gelir kaynakları bulunan, sosyal ve dinî hizmetlerin devamlılığını sağlayan bir vakıf yapısı içerisinde yaşamaya devam etmiştir.

Kars’ın Yeniden İnşası ve Harakānî Zâviyesinin İhyası

Harakānî Vakfı tarihinin önemli dönüm noktalarından biri XVI. yüzyılın sonlarında yaşanmıştır. Sultan III. Murad döneminde Osmanlı Devleti’nin doğu sınırlarını güçlendirme çalışmaları kapsamında Kars Kalesi’nin yeniden inşasına karar verilmiş ve 27 Temmuz 1579 tarihinde inşa faaliyetleri başlamıştır.

Kars Kalesi’nin inşası sırasında Ebû’l-Hasan Harakānî’nin kabri de ortaya çıkarılmıştır. Dönemin tarihçilerinden Gelibolulu Mustafa Âlî, bu hadiseyi Künhü’l-Ahbâr adlı eserinde nakletmiş; aynı olay Nusretnâme’de yer alan 1579 tarihli Kars tasvirinde de gösterilmiştir.

Kabrin bulunmasının ardından Lala Mustafa Paşa, mevcut Seyyid Ebû’l-Hasan Harakānî Zâviyesi Vakfiyesinin hizmetlerini yeniden canlandırmak amacıyla sandukanın üzerine bir kubbe, yanına ise Sultan III. Murad adına bir cami yaptırmıştır. Böylece Harakānî’nin kabri, zâviyesi ve çevresindeki yapılar Kars’ın yeniden imarıyla birlikte tekrar işler hâle getirilmiştir.

1591 Tarihli Vakfiye

Harakānî Vakfı tarihinin en önemli arşiv belgelerinden biri, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşiv Daire Başkanlığında bulunan 458 numaralı Atik Şahsiyet Defteri’nde kayıtlı 26 Zilkade 999 / 15 Eylül 1591 tarihli vakfiyedir.

Vakfiyede Kars Kalesi içerisinde bir cami, Ebû’l-Hasan Harakānî’nin kabrine bitişik bir zâviye ve çocuklara Kur’an öğretilmesi amacıyla bir Dâru’t-ta‘lîm bulunduğu belirtilmektedir. Cami, türbe ve zâviyenin giderlerinin karşılanması amacıyla Zaruşad Livası’na bağlı Sehrabhalife köyünün öşür ve diğer gelirleri vakfa tahsis edilmiştir.

Vakfiye yalnızca yapıların varlığını değil, bunların nasıl işletileceğini de ayrıntılı biçimde düzenlemiştir. Cami, tekke, türbe ve dâru’l-kurrâda toplam 19 kişinin görev yaptığı; imam, zâviye şeyhi, mütevelli, Yâsîn okuyucusu ve diğer görevliler için ücretler belirlendiği, ayrıca yapıların aydınlatma, bakım ve onarım giderleri için gelir ayırdığı kaydedilmektedir.

Osmanlı Arşivlerinde Harakānî Vakfı

Harakānî Zâviyesine ilişkin kayıtlar 1591 tarihli vakfiye ile sınırlı değildir. Osmanlı arşiv belgeleri, vakfın sonraki yüzyıllarda da faal olduğunu göstermektedir.

1669 tarihli kayıtta Harakānî Zâviyesinin şeyhlik makamına ilişkin bir berat işlemi; 1680 tarihli kayıtta zâviye şeyhinin vefatı üzerine yeni bir şeyhin tayini; 1734 tarihli kayıtta ise imamlık, Yâsîn okuyuculuğu, sıbyan hocalığı, tesbih ve temcid hizmetlerinin devamı konusunda yapılan görevlendirmeler yer almaktadır. 1896 tarihli bir başka belgede de Harakānî zâviyedarı Şeyh Mehmed Tâhir Efendi’ye maaş tahsisi kaydedilmiştir.

1775 tarihli bir hüküm kayıdında Sehrabhalife köyünün gelirlerinin yanı sıra bir değirmen ve zâviye yakınındaki hamamdan da söz edilmektedir. Bu kayıtlar, Harakānî Zâviyesinin yalnızca dinî bir mekân olmadığını; çevresinde farklı sosyal ve ekonomik unsurların da bulunduğu bir vakıf yapısına dönüştüğünü göstermektedir.

1779 tarihli kayıtlarda ise Ebû’l-Hasan Harakānî Zâviyesi Vakfı ile ona mülhak Sultan III. Murad Vakfının iki ayrı vakıf olduğu, ancak mütevellilik görevlerinin aynı kişiler tarafından yürütüldüğü açıkça belirtilmektedir.

Asırlar Boyunca Yeniden İhya Edilen Bir Vakıf

Harakānî Zâviyesi tarih boyunca zaman zaman hizmet kesintileri yaşamış olsa da farklı dönemlerde yeniden ihya edilmiştir. Osmanlı döneminde zâviye, türbe ve cami çevresindeki vakıf yapılanması güçlendirilmiş; dinî hizmetlerin yanında eğitim, barınma, bakım ve toplumsal hizmetlerin devamlılığını sağlayan kurumsal bir yapı meydana gelmiştir.

Arşiv kayıtlarının XI. yüzyıldan Osmanlı döneminin sonlarına kadar uzanan tarihî silsilesi, Ebû’l-Hasan Harakānî adına Kars’ta şekillenen vakıf geleneğinin farklı dönemlerde yeniden düzenlenerek ve ihya edilerek varlığını sürdürdüğünü ortaya koymaktadır.