Manevî Mirasın Muhafızlarından Seçkiler
Bir gönül sultanının izi: Selçuklu sultanlarından İbn-i Sînâ'ya, Mevlânâ'dan Ahmed Yesevî'ye uzanan bir etki halkası.

Ebû'l-Hasan Harakānî; yaşadığı dönemde ve sonrasında İslam dünyasının manevî ufkuna derin izler bırakmış bir sûfî şahsiyettir. Öğretileri, çağdaşlarından başlayarak sonraki kuşaklara kadar pek çok önemli isim üzerinde etkili olmuştur. İlk Müslüman Türk devletini kuran Gazneli Sultan Mahmud, İbn Hafîf Şirâzî ve İbn-i Sînâ gibi devlet adamı ve âlimler, Harakānî'nin manevi derinliğinden ilham almışlardır. Bu öğretilerin muhafızlığını devralan zirve şahsiyetlerden birkaçını burada analım:
Sultan Gazneli Mahmud (öl. 421/1030) — Gazne Devleti'nin sultanı, Hindistan seferleriyle siyasi ve ekonomik güç kazanırken Harakānî'yi dergâhında ziyaret etmiş, sohbet ve nasihatlerinden nasip almıştır; Harakānî de manevî hediyeleriyle onun siyasî kudretinin maneviyatla yoğrulmasına vesile olmuştur.
Sultan Tuğrul ve Çağrı Bey — Selçuklu Devleti'nin kurucu kardeşleri. Harakānî onları yalnızca askerî güç değil, hak ve adalet uğruna mücadele eden manevî misyon sahipleri olarak görmüştür. Buhara'dan Rey'e giderlerken onlar için: "Onlar Allah için gazaya çıkmışlardı... Dertleri dünya sultanlığı değildi" demiştir. Onun telkinleri, Selçuklu fetihlerinin adalet ve ahlâk temelli bir medeniyet hamlesi olarak görülmesine zemin hazırlamıştır.
İbn-i Sînâ (öl. 428/1037) — Harakānî'yi ziyaret etmiştir. Kitapta anlatılan meşhur menkıbeye göre, İbn Sînâ onu dağdan topladığı odunları bir arslanın sırtında evine taşırken görmüş, sebebini sorunca Harakānî: "Biz onun (hanımının) yükünü çekmesek, arslan bizim bu yükümüzü bu şekilde çekmez" cevabını vermiştir.
Abdülkerîm b. Hevâzin Kuşeyrî (öl. 465/1072) — Harakān'a vardığında o büyük velinin manevî haşmeti karşısında söz söyleme gücünü ve fesahatini yitirdiğini, kendi manevî makamı sanki elinden alınmış gibi hissettiğini anlatmıştır.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (öl. 672/1273) — Dîvân-ı Kebîr'de ve özellikle Mesnevî'sinde Harakānî'den defalarca bahsetmiş; onu "zamanın kutbu", şah, güneş, tükenmeyen bir ziyâ olarak nitelemiştir. Mesnevî şarihi R. A. Nicholson'a göre, eserde geçen "Şeyh-i dîn" (dinin şeyhi) unvanı da aslında Harakānî'yi işaret etmektedir.
Ebû Saîd Ebû'l-Hayr (öl. 440/1049) — Harakānî'nin çağdaşı, yakın dostu ve gönüldaşı; Tezkiretü'l-Evliyâ'ya göre Harakānî'nin kendisinden sonra halef olarak seçtiği isimdir. Kendisi bu etkiyi şöyle anlatmıştır: "Ben olgunlaşmamış bir tuğla gibiydim; Harakān'a ulaştığımda cevher oldum."
Ebû Ali el-Fârmedî (öl. 477/1084) — Önce Ebû'l-Kâsım Gürgânî'den, ardından Harakānî'nin sohbetlerinden feyz almış, kalp ve nefs eğitimini esas alan derin bir tasavvuf anlayışı kazanmıştır. Kendisi daha sonra büyük İslam düşünürü İmam Gazzâlî'nin hocası olmuştur — Harakānî'nin etkisinin Gazzâlî'ye kadar uzanan zincirini gösterir.
Ebû İsmâil Abdullah el-Ensârî el-Herevî (öl. 481/1089) — Herat'ta doğmuş, "Pîr-i Herat" unvanıyla anılan büyük mutasavvıf; Menâzilü's-Sâirîn'in yazarı. 1032'de çıktığı hac yolculuğunda Harakānî ile tanışmış, bu karşılaşmadan sonra onu ömrü boyunca "tasavvuf yolunda mürşidim" diye anmıştır.
Yusuf el-Hemedânî (öl. 535/1140) — Harakānî'nin manevî mirasını Fârmedî'den devralarak sürdürmüştür. Tasavvuf tarihinin bu silsilesi şöyle sıralanır: Bayezid Bistâmî → Ebû'l-Hasan Harakānî → Ebû Ali Fârmedî → Yusuf Hemedânî → Ahmed Yesevî.
Ahmed Yesevî (öl. 562/1166) — Türk tasavvuf geleneğinin kurucularından. Tasavvufî eğitimini hocası Yusuf Hemedânî aracılığıyla — dolayısıyla Harakānî'nin hikmet mirasından da faydalanarak — almış ve kendi yolunu (Yesevîlik) bu temel üzerine kurumsallaştırmıştır. Harakānî ile Yesevî arasındaki gönül bağının en belirgin göstergesi, ikisinde de insan sevgisinin tasavvufî erdemlerin temelini oluşturmasıdır.
